Menu

Ağrı

AĞRININ TANIMI

Uluslararası Ağrı Araştırmaları Teşkilatı (IASP) tarafından yapılan tanımlamaya göre Ağrı; “Vücudun herhangi bir yerinden kaynaklanan, gerçek ya da olası bir doku hasarı ile birlikte bulunan, insanin geçmişteki deneyimleriyle ilgili, duysal, efektif, hös olmayan bir duyudur.” Ağrı her zaman kişiye özneldir. Bu nedenle kişiden kişiye büyük farklılıklar taşır. İnsanoğlu doğduğu andan başlayarak bir çok uyaranla karsı karsıya gelir. Dini, dili, cinsiyeti, kültürü onun emosyonel yapısını oluşturur. Objektif (nesnel), uyaranların yani sıra bu sübjektif özellikleri onun Ağrı eşiği adini verdiğimiz, ağrıya karsı yanıtında önemli rol oynar. İste bu yüzden ağrılı bir uyarana karsı yanıtta kişiden kişiye farklılıklar görülür. Yukarıdaki tanımlamada yer alan önemli öğelerden bir tanesi, olası bir doku hasarının bulunup bulunmamasıdır. Birçok kronik ağrıda (migrende ya da trigeminal nevraljide) belirgin objektif bir bulgu elde edilemeyebilir. Ancak bu durum hastanın yakınmasının psikolojik olduğu anlamına gelmez. Bugün eldeki tanı yöntemleri ile birçok ağrıda objektif bir bulgu elde edilemeyebilir. Bu tip ağrıları hemen psikojenik kökenli ağrılar olarak tanımlamak doğru değildir. Ağrının önemli bir özelliği duysal, yani sinir lifleri ile taşınan objektif bir olgu olması, diğer bir özelliği ise emosyonel, yani yukarıda sözü edilen diğer tüm öğelerden etkilenmesidir. Tüm bu özellikleri, ağrıyı diğer bir çok semptomdan farklı olarak, öznel yani kişiye özgü hale getirir.

AĞRI SINIFLAMASI

Ağrıyı değişik biçimlerde sınıflamak mümkündür. Ağrının sınıflanması ağrıya yaklaşımda önemli noktalardan birisidir. Ağrının daha ayrıntılı olarak ele alınması, değerlendirilmesi bu sınıflamalarla daha da kolaylaşmaktadır. ağrıyı :

  1. Fizyolojik – klinik,
  2. Süresine göre,
  3. Kaynaklandığı bölgeye göre,
  4. Mekanizmalarına göre, sınıflamak mümkündür.
  1. Fizyolojik- klinik ağrı sınıflandırması: Fizyolojik Ağrı, yoğun ağrılı uyarana karsı koruyucu bir yanıttır. Ateşten ya da vücuda zarar verecek, tahribata yol açacak uyaranlardan kaçmak için nosiseptörlerin uyarılması ile birlikte bir kaçma kurtulma reaksiyonu baslar. Bu nedenle fizyolojik Ağrı vücut için hem bir koruma hem de uyarı sistemidir. Klinik ağrıda ise olaya bir çok fizyopatolojik süreç katılır.
  2. Süresine göre ağrı sınıflandırması: Süresine göre ağrıyı, akut ve kronik ağrı olarak sınıflayabiliriz. Ağrının tıpta ayrı bir dal, algoloji olarak gelişmesinde bu sınıflamanın büyük yararı olmuştur.

         Akut ağrı: ani baslar ve hastanın hekime başvurması için bir uyarı işlevi görür. Ani olarak doku hasarı ile başlayan, neden olduğu lezyon ile arasında yer, zaman ve şiddet açısından yakın ilişkinin olduğu, yara iyileşmesi süresince giderek azalan ve kaybolan bir ağrı seklidir. Akut ağrı bir sendrom, bir hastalık değil, bir semptomdur. Akut ağrıyı da kendi içinde beklenen ve beklenmeyen ağrı olarak ikiye ayırabiliriz. Beklenen ağrı, önceden tahmin edilen ve koruyucu tedbir alınabilen ağrıdır. Örneğin, diş çekimi, doğum ve ameliyat sonrası ağrıları gibi. Çeşitli kırık, yanık ve travmalarda görülen, beklenmeyen ağrıda ise ağrı eşiği yüksek olabilir. Bu ağrılarda ilginç bir durum, hastanın her zaman büyük bir ağrı çekmeyebilmesidir. Örneğin, savaşta yaralanan askerler başlangıçta ağrı duymayabilirler. Akut ağrının hem tıbbi, hem toplumsal sonuçları vardır. Akut ağrının, özellikle postoperatif ağrının dindirilmemesi, hastanın hastanede kalış süresini uzatır, üretkenliğini azaltır ve uzun süre toplum dışı kalmasına yol açar. Travma sonrasında solunum bozuklukları, hastanın öksürememesi, kalp yükünün artması, kan basıncının yükselmesi ve hayati organların kan akımlarında bozukluklar ortaya çıkabilir.

         Postoperatif ağrı: Postoperatif ağrı tıpta ağrı konusundaki bunca gelişmeye rağmen hala hem tıbbi, hem de toplumsal bir sorun olmaya devam etmektedir. Eldeki ağrı kontrol yöntemleri ile hiçbir hastanın ameliyat sonrasında ağrı çekmemesi gerekir. Buna karsın hem hekimlerden hem de diğer sağlık personelinden kaynaklanan bilgi ve ilgi eksiklikleri nedeniyle hastaların neredeyse tümüne yakın bir bölümü ameliyat sonrasında ağrı çekmektedir. Ameliyat sonrası ağrılar cerrahi travma ile başlayıp, giderek azalan ve doku iyileşmesi ile sona eren bir akut ağrı biçimidir. Postoperatif ağrıda çeşitli etkenler rol oynar. Bunlardan:

    • Ameliyat yeri, süresi, özelliği, insizyon tipi, intraoperatif travmanın derecesi;
    • Hastanın ameliyata fizyolojik, psikolojik ve farmakolojik olarak hazırlanması;
    • Ameliyat ile ilgili ciddi komplikasyonlar;
    • Anestezi uygulamaları;
    • Ameliyat sonrası bakimin niteliği ve kalitesi;
    • Hastada ameliyat öncesi görülen ölüm korkusu;
    • Fiziksel güçsüzlük korkusu;
    • Anestezi korkusu;
    • Cerrahi korkusu;
    • Ağrı korkusu;
    • Hastane korkusu önemli etkenlerdir.

Hastanın ameliyat öncesinde hazırlanması, ameliyat ve anestezinin ayrıntılı olarak anlatılması, ameliyat sonrası uygulanacak Ağrı kontrol yöntemi hakkında ayrıntılı bilgi verilmesi gerekir. Her Hastanın ağrıya yanıtı farklıdır. Kişilik yapısı, geçmişteki deneyimleri ağrıya karsı yanıtta önemli rol oynar. Bu nedenle her Hastanın ayrı ayrı ele alınması ve değerlendirilmesi gerekir. Ameliyatın yeri ağrının şiddetini etkiler; ör. toraks ve üst batin ameliyatları, ekstremite ameliyatlarından daha ağrılıdır.

         Kronik ağrı: Akut ağrılı hastalığın olağan seyrinden veya bir yaralanmanın iyileşme süresinden çok daha uzun aylar, hatta yıllar boyu, aralıklarla devam eden ağrıya kronik ağrı adi verilir. Bir ağrının kronik ağrı haline gelebilmesi için üç ila altı aylık bir sürenin geçmesi gerekir. Çeşitli kronik ağrılar akut ağrılardan daha farklı bir biçimde, endüstri toplumlarının sağlık sistemlerinde tedavi maliyetlerini yükselten bir ekonomik boyut içerir hale gelmektedir. Her yıl kronik ağrıya bağlı olarak 700 milyon işgünü ve 60 milyar dolar zarar meydana geldiği tahmin edilmektedir. Bu nedenle özellikle son 20 yıl içerisinde tip kronik ağrıyı geçmişten daha farklı bir biçimde değerlendirmekte ve baslı basına bir hastalık olarak ele almaktadır. Kronik ağrıya bağlı olarak ortaya çıkan Çeşitli diğer bozukluklar kronik ağrıyı bir sendrom haline getirmektedir. Kronik ağrılara bağlı olarak:

  • Halsizlik ve bitkinliğe bağlı olan uyku bozuklukları,
  • Libido ve seksüel aktivite azalması,
  • İştahsızlık ve kilo kaybı,
  • Kabızlık,
  • Psikomotor bozukluklar,
  • Irritabilite artısı,
  • Hareketliliğin azalmasına bağlı eklem bozuklukları gibi semptomlar da ortaya çıkar.

Kronik ağrı tek bir hekim tarafından değil, ayrıntılı olarak birçok hekim tarafından ele alınmalıdır. ağrının disiplinler arası değerlendirilmesi, ağrılı hastaların bir masa etrafında toplanmış hekimler tarafından değerlendirilmesi anlamında değildir. Önemli olan ağrılı hastaya ayni biçimde yaklaşabilecek, ağrıyı geniş bir perspektiften ele alarak değerlendirecek olan hekimlerin ortaya çıkmasıdır. Bu amaçla Uluslararası ağrı Araştırmaları Teşkilatı (IASP) kronik ağrıda disiplinler arası yaklaşımın önemini ortaya koyan birçok kampanya yapmıştır. ağrılı hastanın ekip bilinci ile ele alınması hem hastanın ağrısının çok daha kısa sürede dindirilmesini hem de zaman ve maddi açıdan daha az kayba uğramasını sağlar.

  • Kaynaklandığı bölgelere göre ağrı sınıflandırması:
    1. Somatik,
    2. Visseral,
    3. Sempatik ağrı biçiminde yapılır.

 

Somatik ağrı: Somatik ağrı, daha çok somatik sinir lifleriyle taşınan ağrıdır. Ani olarak baslar, keskindir, iyi lokalize edilir, batma, sızlama, zonklama tarzındadır. Sinirlerin yay ilim bölgesinde algılanır. Genellikle travma, kırık, çıkık gibi durumlarda görülen ağrı somatik ağrı olarak isimlendirilir.

Visseral ağrı: Visseral ağrı, iç organlardan kaynaklanan ağrılardır. İç organların tümü ağrıya karsı her zaman hassas değildir; örneğin, bağırsaklar gibi. Bağırsaklarda meydana gelen gerilme organların çeperinde bulunan sinir liflerini uyararak ağrıya yol açabilir. İç organlardan kaynaklanan ağrılar genellikle külttür, yavaş yavaş artar, kolay lokalize edilemez, başka bölgelere doğru yayılır; (örneğin: Pankreas ağrısının sağ omuza yayılması, apandisit ağrısının göbeğe yayılması, miyokarddan kaynaklanan ağrıların sol kola yayılması gibi) yansıma bölgeleri vardır. Ayni biçimde her organa özgü deri bölgelerinde hipersensitivite (aşırı hassasiyet) vardır.

         Sempatik ağrı: Sempatik kökenli ağrılar sempatik sinir sisteminin isin içerisine girdiği/tutulduğu ağrılardır. Sempatik kökenli ağrılar diğer ağrılara göre daha farklı özellikler taşır. Primer hastalık geçtikten bir süre sonra, haftalar hatta aylar sonra baslar, şiddeti gittikçe artar. Deri hassas ve soğuktur. Soğuk ortamda daha da artar. Sempatik ağrıların en önemli özelliklerinden birisi yanma tarzında olmasıdır. Hasta, karda uzun süre çıplak kalındığındaki gibi yanma ile üşüme arasında bir his tanımlar. ağrı özellikle geceleri artar. Ağrının yanı sıra  ekstremitelerde trofik bozukluklar ortaya çıkar. Damarlardan kaynaklanan ağrılar, kozalji dediğimiz yanma tarzındaki ağrılar, sempatik ağrılara örnek olarak verilebilir.

  1. Mekanizmalarına göre ağrı sınıflaması: Ağrı alanında önemli bir diğer sınıflama; ağrının Mekanizmalarına göre sınıflanmasıdır. Bu sınıflama biçimi, ağrı tedavisine yeni boyutlar kazandırmıştır. ağrının belirli bir mekanizmayla ortaya çıkması gibi, analjezikler de belirli biçimlerle, belirli mekanizmalarla etkili olurlar. Bu nedenle, ağrının mekanizmasının ve ağrı kesicilerin etki mekanizmasının bilinmesi ağrının çok daha kısa sürede ve daha etkin bir biçimde tedavisine olanak sağlar. Mekanizmalarına göre ağrı aşağıdaki biçimde sınıflanabilir:1. Nosiseptif ağrı 2. Nöropatik ağrı 3. Deaferantasyon ağrısı 4. Reaktif ağrı 5. Psikosomatik ağrı

         Nosiseptif ağrı: Nosiseptif ağrı fizyopatolojik bir takım olayların ve süreçlerin nosiseptör adini verdiğimiz ağrı algılayıcılarını uyarmasına bağlı olarak ortaya çıkar. Nosiseptörlerin çeşitli somatik kökenli ağrılarda visseral ağrılarda olduğu gibi uyarılmasıyla genellikle ağrı olarak bildiğimiz ve tanımladığımız ağrı ortaya çıkar. Nosiseptif ağrının tedavisinde çeşitli periferik etkili analjezikler (nonsteroid antiinflamatuarlar), opioidler gibi merkezi etkili analjezikler kullanılır.

         Nöropatik ağrı: Nöropatik ağrı, periferik sinirlerde, travma veya metabolik bir hastalık sonucunda nosiseptörlerin doğrudan etki altında kalmasıyla ortaya çıkan bir ağrıdır. Disk hernisinde olduğu gibi mekanik bir travma doğrudan nöropatik ağrıya yol açabilir. Ya da diabetik nöropatilerde olduğu gibi salgılanan çeşitli metabolitler sinir dokusu üzerine etkileyerek nöropatik ağrıya yol açabilir. Nöropatik ağrı, duysal bozukluğun olduğu bölgede algılanır.Aralıklı, kısa süreli, batici, saplanıcı bir ağrıdır. Normalde ağrılı olmayan uyaranlar da sinir dokusunun hassaslaşmasına bağlı olarak ağrıya yol açar. Tekrarlayan uyaranlar ağrının daha fazla artmasına yol açar. ağrı o anda doku harabiyeti oluşturan patolojinin devam etmemesine rağmen mevcuttur. Hoş olmayan uyuşukluk hissi, yanma, elektrik çarpması, karıncalanma, keçeleşme gibi hisler mevcuttur. Ağrı, tahribata neden olan olaydan hemen sonra değil, daha sonra ortaya çıkabilir. Nöropatik ağrının tedavisinde bildiğimiz Ağrı kesiciler çoğu kez yeterli olmazlar. Bu durumda merkezi etkili antidepresanlar, sedatifler gibi ikincil analjezik adini verdiğimiz diğer ilaç gruplarının desteğine ihtiyaç vardır.

         Deafferentasyon ağrısı: İlginç Ağrı tiplerinden birisi de deafferentasyon ağrısıdır. Periferik veya MSS’deki lezyonlara bağlı olarak somatosensoryal uyaranların MSS’deki iletiminin kesilmesine bağlı olarak ortaya çıkar. Deafferentasyon ağrılarına örnek. olarak brakial pleksus avülsiyonu, postherpetik nevralji, travmatik paraplejiler, fantom ağrısı verilebilir. Normalde önce omuriliğe daha sonra merkez sinir sistemine ileti, sinir travmasına bağlı olarak kesilmiştir. Bir anlamda sinirin elektriksel deşarjında kısa devreler meydana gelmekte ve bu kısa devreler baslı basına bir odak olarak ağrıya yol açmaktadır. Yanıcı özelliktedir. Duysal kaybın olduğu bölgededir. İlk bir kaç ay içerisinde tedavi edilmediği taktirde çok uzun süreli ve geçmeyen inatçı ağrılara yol açabilir. Her lezyon sonrasında da görülmez.

         Reaktif ağrı: Vücudun çeşitli olaylara karsı bir reaksiyonu olarak, motor ve sempatik afferentlerin refleks aktivasyonu sonucu nosiseptörlerin uyarılmasıyla ortaya çıkar. Halk arasında kulunç olarak bilinen miyofasyal ağrı sendromlari, refleks sempatik distrofiler, reaktif ağrılara örnek olarak verilebilir. Reaktif ağrılardan birisi olan miyofasyal ağrı; sürekli, künt, derin, sızlayıcı niteliktedir. Vücut kaslarının değişik bölgelerinde tetik noktası adini verdiğimiz noktalar vardır. Bu noktaların uyarılması ile yansıyan ağrılar ortaya çıkar. Hastada bu noktalara basıldığı taktirde sıçrama olayı meydana gelir.

         Psikosomatik ağrı: Kronik ağrılı hastalarda kronik ağrıya bağlı olarak birtakım psikolojik semptomların ortaya çıkması doğaldır. Çünkü kronik ağrılı hasta isinden gücünden alıkonmakta ve toplumun ister istemez dışına çıkmaktadır. Bu nedenle kronik ağrılı hastalarda doğal olarak birtakım tedirginlikleri ortaya çıkar. Ancak psikosomatik ağrı daha farklı bir kavramdır. Hastanın psişik ya da psikososyal sorunlarını ağrı biçiminde ifade etmesidir. Buna örnek olarak somatizasyon dediğimiz klinik durum verilebilir. Hasta bir anlamda ağrıyı kullanmakta, çeşitli kişisel, ekonomik ve toplumsal sorunlarını ağrı biçiminde ifade ederek ilgi çekmeye ve toplumun kendisi üzerinde dikkatini toplamaya çalışmaktadır. Bu tip hastalarda antidepresan ilaçların yani sıra mutlaka psikiyatrik tedavi şarttır.

AGRI ÖLÇÜM YÖNTEMLERI

Ağrı, tarifinden de anlaşılabileceği gibi sonuçta sübjektif bir duygudur. Bu nedenle objektif yöntemlerle kolaylıkla ölçülemeyebilir. Yine de değişik ağrı ölçüm yöntemleri geliştirilmiştir. ağrı ölçüm yöntemleri içerisinde sözel ağrı sorgulamaları, görsel ağrı sorgulamaları vardır. Sözel ağrı sorgulamaları içerisinde yer alan Mc Gill – Melzack ağrı Sorgulaması değişik sözcük gruplarına dayanır. Ancak ülkeden ülkeye ağrı ifade biçimleri değişkenlik gösterdiğinden her dilde kullanılması mümkün olamamıştır. Görsel yöntemler içerisinde vücut diyagramları, yüz skalalarının yani sıra, Görsel Esleştirme Ölçeği adini verebileceğimiz 10 cm’lik düz çizgi kullanılmaktadır. Bu 10 cm’lik düz çizgi üzerinde “0” ağrısızlığı, “10” ise dayanılmaz ağrıyı tanımlamaktadır. Hasta bunu kendisi tanımlayacağı için geçmişteki bir ağrı deneyimini (diş ağrısı, kırık, yanık ve doğum ağrısı gibi) geçirdiği bir ağrıyı gözünün önüne getirmesi, bunu 10 olarak kabul etmesi ve ona göre ağrıyı değerlendirmesi istenir. Bilimsel araştırmalarda da sık kullanılan bu skalanın adı Visual Analogue Scale (Görsel Analog Skalası – VAS) dır. Bunun yani sıra ağrının yeri, yoğunluğu, niteliği, seyri, arttıran ve azaltan etkenler, birlikte görülen semptomlar, günlük etkinliklere etkisi, analjeziklerin ve diğer ağrı kontrol yöntemlerinin etkisinin tek tek değerlendirilmesi gerekir. Bu amaçla İstanbul Tıp Fakültesi Algoloji Bilim Dalı tarafından geliştirilen sorgulama formu etkin bir ağrı değerlendirme ve sorgulama yöntemi olarak gelişmiştir.

AGRILI HASTAYA YAKLASIM

Ağrılı hastanın tıpta değerlendirilmesi geçmişte yeterince yapılmamıştır. Genellikle sık görülen yaklaşım; “ağrı = analjezik” biçiminde olmuş, ağrılı durumlarda analjezikler verilmiştir. Ağrı subjektif bir olay olduğundan ve kişiden kişiye farklılıklar gösterdiğinden hem değerlendirilmesi hem de tedavisi zordur. Kronik Ağrılı hastalara karşı yanılgı, hastanın ağrısının gerçek olarak kabul edilmemesi ve psikolojik bir değerlendirmeye doğru kayışıdır. Halbuki birinci ilke hastanın ağrısının gerçek kabul edilmesi ve hastaya bu izlenimin mutlaka verilmesidir. ağrı kişinin geçmişten gelen bütün deneyimlerini de kapsadığı için sonuçta mutlaka sübjektif özellikler taşır. Bu nedenle öncelikle hastanın belirttiği ağrı şiddetine inanılması gerekir. ağrı şiddeti, takip sürecinin önemli bir parametresidir. Bu nedenle sik aralıklarla değerlendirilmesi gerekir. hastanın değerlendirilmesinde ağrı eşiğini arttıran ve azaltan durumların ele alınması gerekir. Kronik Ağrılı hastalarda yanık veya travma gibi fiziksel bir uyaran ağrıya, ağrının algılanmasına, bu da emosyonel bir takım faktörlere yol açar. Korku, yalnızlık, uykusuzluk, üzüntü, depresyon gibi durumlar ağrı eşiğini düşürür. Endişe, korku ve stres, çaresizlik, uykusuzluk, iştah kaybı ve hareketsizliğe; bu da ağrı eşiğinin düşmesine yol açar. Buna karsın kaygıdan uzak bir yaşantı; her şeyin kontrol altında olmasının verdiği güven, umut, uyku ve ağrının kesilmesi ağrı eşiğini yükseltir.

Ağrılı hastada hastanın değerlendirilmesi önce gözlemle baslar. Ağrıyı azaltıcı davranışlar, kullanılan ilaçlar, hastanın aktivitesindeki artış ve azalma, yatıp yatmadığı, bunun yani sıra yüz ifadesi, sinirlilik, inleme, iç çekme gibi sesle verilen bilgiler; durusu, topallama ya da yürüyüş bozukluğu, etkilenen bölgeyi ovuşturma ya da destekleme, sık sık şekil değiştirme ya da ayni pozisyonda sürekli kalma gibi özelliklerine bakılması gerekir.

Hastanın ağrıya bakışı da son derece önemli bir etkendir. Hastanın ağrıyı nasıl tanımladığı, hekimlerinden beklentileri, ağrı konusundaki duyguları son derece önemlidir. Sonuçta ağrı, hastayı bir kısır döngüye sokar. Bu kısır döngü içerisinde ağrının yani sıra öfke, depresyon, bürokratik engeller, sosyal ilişkilerde azalma ya da tümüyle kaybolma, arkadaşların artık eskisi kadar aramaması, is ve prestij kaybı, kronik yorgunluk, çaresizlik, tedirginlik, ağrı korkusunun gittikçe artması, ailevi kaygılar, ölüm korkusu ve maddi sorunlar ağrıyı daha da arttırır. Sürekli ağrıya sebep olan hastalıklar arasında bas ağrıları, bel ağrıları ve kanser ağrıları en sik rastlanan üçlüyü oluşturur. Bunun yani sıra sempatik sinir sisteminden kaynaklanan refleks sempatik distrofiler, kozaljiler, miyofasyal ağrılar ve diğer ağrılar ikinci sırada gelir.

Kronik ağrılı hastanın değerlendirilmesinde etiolojik faktörlerin yani sıra psikososyal ve somatik etkenlerin ve ağrının Hastanın yaşamına olan etkisinin ele alınması ve değerlendirilmesi gerekir. Kronik ağrılı bir hastada en önemli etkenlerden bir tanesi Hastanın anamnezinin ve hikayesinin ayrıntılı bir biçimde alınmasıdır. Bu bağlamda kronik ağrılı bir Hastanın ilk değerlendirilmesi yaklaşık yarim saat veya kırk beş dakikalık bir süreyi alır. ağrılı Hastanın geçmişinden bugüne ayrıntılı olarak ele alınması şarttır. ağrılı hastaların diğer bir davranışı, tavsiye edilen tedavi yöntemlerini eksik olarak uygulamaktır. Bu nedenle ağrılı Hastanın değerlendirilmesine hasta ile sürekli bir ilişki kurulması, iletişimin tam olması ve hasta üzerinde tam bir otorite sağlanması son derece önemlidir.

Hastayla ilgili bilginin toplanması; ağrılı hastanın geçmişi, fiziksel ve psikolojik durumu ile ilgili bilgilerin toparlanması ve değerlendirilmesi çoğu kez Hastanın tanısında en önemli etkendir. ağrılı hastalarda genellikle en büyük yanılgı sadece Hastanın o andaki durumunun değerlendirilmesi, ağrının mekanizmasına ve kaynaklarına gerekli önemin verilmemesi ve buna bağlı olarak da kısa ve geçici çözümlere başvurulmasıdır. Halbuki ağrılı hastada genel ve çok ayrıntılı bir anamnez en önemli ilkelerden birisidir.Bu amaçla geliştirilmiş olan sorgulama formu kitabin sonunda verilmiştir. Böyle bir sorgulama formunda yer alan ve değerlendirilmesi gereken bir çok unsur vardır; Hasta ile ilgili genel bilgiler Hastanın cinsiyeti yaşı, adresi ve hastaya ulaşmayı kolaylaştıracak her türlü bilgi kaydedilmelidir. Hastanın eğitim düzeyi uygulanacak tedavi yöntemine uyum sağlayıp sağlayamayacağının belirlenmesi açısından da önem taşır. Ayni biçimde mesleki durumu da yine benzeri bir öneme haizdir. Örneğin beyaz yakalıların mavi yakalı isçilere göre tedavilere daha dirençli olduğu bilinmektedir. Hastanın o andaki mesleki durumu hem hastalık hem de tedavi yönünden önemlidir. Belirli bir işe sahip olup çalışanlar işsiz ya da maluliyeti olanlara göre tedavilere daha iyi yanıt vermektedir. Belirli işkolu mensuplarında, örneğin ağır yük altında çalışanlarda bel ve boyun ağrılarının daha sik görüldüğü bilinmektedir. Hastanın ailevi durumu da büyük önem taşır. Bir çok ağrılı sendromda Hastanın ev ve genel olarak ailesi içindeki durumu, evliliğinin yürüyüp yürümediği, ailesi ve çevresindeki diğer insanlarla ilişkileri yine Hastanın ağrısının değerlendirilmesi ve tedaviye göstereceği uyum açısından önemlidir.

Ağrıyla ilgili genel bilgiler; hastanın ağrısının özelliklerinin ayrıntılı olarak belirlenmesi gerekir. Ağrının yeri, yayılımı, süresi, sıklığı, niteliği, şiddeti, ağrıyı artıran ve azaltan etkenler, Ağrıyla birlikte bulunan diğer belirtiler ve Hastanın ağrısı ile nasıl basa çıktığı belirlenmelidir. Ağrının yeri ve yayıldığı bölgeler ağrının sinir sisteminin hangi bölümünden kaynaklandığının belirlenmesinde önemli rol oynar. Hasta ağrının yerini belirtirken geçmişten bugüne tüm özelliklerinin dikkate alınması, ağrı süreci içerisinde meydana gelen değişikliklerin saptanması gerekir.

Ağrının süresi iki açıdan önemlidir. Birincisi ağrının kronikleşip kronikleşmediğinin saptanması, ikincisi ise günlük seyridir. 6 aya yakın bir süredir devam eden ağrılar kronik ağrı olarak kabul edilir. Kronik ağrıyı akut ağrıdan ayırt eden özelliklerden ağrı sınıflaması bölümünde söz edilecektir. Ağrının zaman süreci içindeki süresi, sıklığı, günlere, haftalara, aylara göre dağılımı, geldiği zaman ne kadar sürdüğü, tedavilere direnç gösterip göstermediği kaydedilmelidir.

Ağrının şiddeti ve bu şiddetin zaman içerisindeki dağılımı önemlidir. Örneğin nöropatik kökenli ağrılar genellikle gece şiddetlenirken, mekanik bel ve boyun ağrıları daha çok gün içerisinde artış gösterir. Ağrının şiddeti kişiden kişiye büyük farklılıklar gösterir. Ağrının tanımında yer aldığı gibi ağrı sonunda öznel bir olaydır. Bu nedenle kişinin geçmişteki tüm deneyimleri önemli rol oynar. Burada hekime düsen görev hastayı ilk kabul ettiği zaman bu ağrıyı gerçek olarak kabul etmesi ve şiddetini hastaya göre değerlendirmesidir. Ağrının niteliği, en önemli unsurlardan birisidir. Ağrının niteliği belirlenmeden hangi tedavi yöntemlerinin kullanılacağı da belirlenemez. ağrıyı artıran ve azaltan etkenler hastalığın seyrinin belirlenmesini sağlar. ağrıyı artıran ve azaltan etkenler Hastanın inisiyatifine bırakılmadan tek tek sorgulanmalıdır. ağrı çoğu kez tek basına değildir. Ağrıyla birlikte ağrılı hastalığı bir sendrom haline getiren bütün belirtilerin belirlenmesi gerekir. çoğu kez ağrı ile birlikte bulantı, kusma, zayıflama, güç kaybı, unutkanlık, anksiyete gibi bulgular ön plana çıkar. Bu etkenler de Ağrının artmasına ya da azalmasına yol açabilir.

Hastanın daha önce geçirdiği tedaviler; kronik ağrılı hastaların genellikle çok uzun bir tedavi hikayesi vardır. ağrılı hastalar tip sistemindeki eksiklikler ve yanlış değerlendirmeler nedeniyle hekimden hekime koşar ve bir çok tedavi yöntemlerine maruz kalırlar. Böyle bir hastada tedaviye sıfır noktasından başlamak doğru değildir. Bu nedenle ağrılı hastaya daha önce geçirdiği tüm tedavi yöntemleri, bu tedavilerden yarar görüp görmediği sorulmalı ve ayrıntılı bir biçimde kaydedilmelidir. Hasta daha önce cerrahi bir girişimden geçmişse hastada bu tedaviye bağlı olumsuz sonuçların daha sonraki tedavilere karsı güvensizlik meydana getireceği unutulmamalıdır. Hastanın daha önce kullandığı bütün ilaçlar, bu ilaçların etkinliği, yan etkileri, ilaç etkileşimleri kaydedilmelidir. Hastanın daha önce kullandığı ilaçların belirlenmesi yeni uygulanacak tedavi yöntemlerinin saptanması açısından son derece önemlidir. Hastanın alkol sigara ve benzeri alışkanlıkları, daha önce alışkanlık yapan başka maddelere bağımlı olup olmadığı saptanmalıdır.

Kronik ağrılı hastalar genellikle daha önce gerekli ya da gereksiz olarak yapılan bir çok araştırma ile birlikte gelirler. Hasta için önem taşısın taşımasın bütün testlerin değerlendirilmesi özellikle nedeni belirlenemeyen ağrıların saptanmasında önemli ipuçları içerebilir. Kronik ağrılı hastanın değerlendirilmesinde ailesel ve çevresel faktörler de ele alınmalıdır. Ailenin desteği, çevre ile ilişkileri ve kronik ağrı sendromu bir bütün olarak ele alınmalıdır.

Comments are closed.